|
Caner Fidaner tarafından eklendi
|
|
Salı, 26 Ağustos 2008 14:49 |
Sofraya tevbeyle oturup rakı şişesini önce kutsayalım, sonra açalım, ey ihvan! Hem açalım, hem de lâf-ı güzafa çilingir’den başlayalım... Efendim, Türkçede yazılı olarak ilk kez on yedinci yüzyılda saptanmış olan bu sözcük, Farsçadan geliyor. Farsçada çelan, “demirden yapılmış alet edevat, kapıların demir aksamı” demek; çelangar deyince de bunların tamircisi, imalatçısı filan anlaşılıyor, çünkü -ger, gar eki “yapan” anlamı katıyor sözcüğe. Çelangar sözü Türkçede çilingir haline gelirken, anlamı da biraz daralarak “anahtarcı, kilit açıcı” olmuş.
Bilenler, Farsçadaki çelan sözcüğünün, demire alet çarpınca çıkan “çalang çulung” sesinden ortaya çıkmış bir onomatope, yani ses taklidi sözcük olduğunu söylerler. Bir not daha: Günümüz Türkçesinde sık sık kullandığımız çelenk sözcüğü de aynı kökten imiş. Eskiden bu sözcük “demir kova, demir çember” filan demekmiş, sonra bir metal halkanın etrafına yine metalden yapraklar, çiçekler ekleyerek oluşturulmuş taçlara çelang ya da çelenk denmiş. O halde, “Bugünkü çelenklerin metali gitmiş, çiçeği kalmış” diyebileriz! Şimdi gelelim çilingir sofrası’na... Bu sofranın adındaki çilingir sözcüğünün Farsçadaki demir işleme sözcüğüyle hiç ilgisi yok. Daha doğrusu, yarısının ilgisi var, son hecesinin. Ama önce ilk iki heceden başlayalım: Moğollarda büyük, törensel yemeklere verilen isim olan şölen, Farsçaya şelan olarak geçmiş, bu sözcüğün sonuna da üvey kardeşi anahtarcı çilingir’deki gibi -ger hecesi eklenmiş. Burada -ger, “yapan” anlamına geliyor. Böylece şelangar sözcüğü ortaya çıkmış, anlamı da “şölen düzenleyen, ziyafet veren” olmuş. Eh, şelangar sofrası’nın Türkçede, önceden tanıdığımız, bildiğimiz çilingir sözcüğünün de baskısıyla çilingir sofrası’na dönmüş olması da hiç şaşırtıcı değil. Dikkat! Ey keyif ehli ümmeti hazırun! İnternette bulabileceğiniz diğer yorumlara zinhar inanmayınız! Onlar külliyen yakıştırma, tevatür ve şehir efsanesi tasnifinden en az birine girmekte olup bu yazıdaki bilgiler için şahidimiz Nişanyan’ın lûgatıdır… Hakikati, daima hakikati yazarız, evelallah! Ya Kebikeç!
|